Web Tasarım Firması

Sürüden Ayrı - 2001

- Dün geçmiştir. Gelecek ise ümittir. Fakat şimdi gerçektir. Geçmiş, şimdi ve geleceği ayıran hiçbir şey yoktur. Hepsi şu anda toplanmıştır. Gerçek budur. Tereddüt etmeden karar verdiğin an. “Marubashi”. Sen söyle!

- “Marubashi”. Hayat köprüsü.

  Memnuniyetle ellerini iki yana açtı “Anlat bakalım Ayaz, hayat köprüsü nedir?

- Köprüsünün ortasında düşmanla karşılaştığın andır. Kaçış yoktur. Geriye dönüş yoktur. Durakladığında bile düşmanın kılıcı seni keser. Sırtını dönmek mevzu bahis değildir. Sağa sola atlamak uçuruma düşüp ölmektir. Hayatı seçmenin tek yolu ölümü seçmektir. Geriye kalan tek yol düşmanın üzerine doğru yürümektir.
Carlos heyecanla bana doğru eğildi. “Düşmanın kalbine doğru ilerlemek” dedi. Sözü ele aldı.-

- Ruhunu geleceğe doğru uzattığında şimdiki an tarafsızdır. Geçmiş gelecek olur. Gelecek ise şu an olur. Zamanla, kainatla, hayatla dünyayla her şeyle olan bağlantını kestiğinde ancak ve ancak o esnada ölümü seçerek özgürlüğe kavuşursun. Köprüyle hayat bir bütün haline gelir. Cennet buradadır. Cehennem buradadır. Aynı dilim içinde yaşarlar. Sonsuzluk saliselere sıkışmıştır. Ölümü seçmek, hayatı seçmekle bir bütün haline gelir. Yaşamak ölüme doğru kılıcınla saldırmaktan ibaret kalır.

Yavaşça başımı salladım. Sesim boğuk çıktı.

- Ölümle yaşam birdir. İkisini de köprüde kucaklarsın.

Ben göründüğüm adam değilim. On yıldır doğum sancıları çeken, düşükler yapan, ölü bebeklerinden ders almayan sermaye piyasaları, beni pırıl pırıl bir bankacıdan azap çeken bir derviş haline soktu. Bundan sonra doğacak sağlıklı bebeğe artık benim bakacak ne halim ne de gücüm kaldı.

İnsanlığın oluşumundan beri biriken tüm bilgiler yazları çocukluğumun geçtiği Erenköy Palabıyık Plajı´ndaki tek bir kum tanesinden fazla mı? Bilinmez. Her şey o kadar gizemli ve tuhaf ki, bence kabusların geldiği gerçek yerin cehennem olması ihtimali hiç de uzak bir ihtimal değil.

Biz üçümüz üzerimize düşen barışı da savaşı da alnımızda yazdığı surette yaşıyoruz. Ne eksik ne fazla. Şimdi birimiz kırk bir, birimiz altmış beş, en büyüğümüz yetmiş iki. Üç moruk fazla konuşmaya gerek görmeden anlaşabiliyoruz. Aslında onlar değişmedi sayılır. Ben yaşlandım.

Güldü. Yere devrilmiş koltuğu düzeltip oturdu. Kemerini çıkardı. Kasığından kavrayacak şekilde bacağının üst kısmını sıkıp bağladı. Yerde duran kılıcına ve benim tabancama aldırmadı bile. Hafifçe kırık bileğini ovuşturdu. "Hastaneye gitsen iyi olur" dedi. "Gerçi kırık burnun sana yakışacak ama parmak uçlarını yerine diktirmen gerekiyor. Belki yüzüne de beş on dikiş atarlar. Artık hiçbir zaman aynı gözükmeyeceksin korkarım. Kılıç izi kalır."


 

DİĞER ÇALIŞMALAR